İzmir’de Bir Gün, Eski Diziler ve “Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?” Krizi
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Hayatımın büyük kısmı “çok da önemli değil ya” diyerek başlayıp sonra gece 03.00’te tavanı izleyip “aslında her şey önemliymiş” diye biten düşünce döngüleriyle geçiyor. Bu sabah da farklı olmadı.
Kahve yapmaya mutfağa gittim, kahve makinesi çalışırken telefon elimde otomatik olarak YouTube’a girdi. Algoritma sağ olsun, önüme eski Türk dizileri düştü. Orada bir yerde nostalji butonu patladı: Çiçek Taksi.
Ve işte o an, evrenin bana sorduğu en saçma ama en ciddi soru geldi:
“Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?”
Bunu düşünürken kahve taşmış. Ama mesele kahve değil zaten. Mesele, insanın beyninin sabah sabah neden 90’lar İstanbul taksisine gitmesi.
Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü? (ve neden bu bilgi hayatımı ele geçirdi?)
Şimdi dürüst olalım. İnsanlar genelde “çalışma hayatı”, “gelecek planı”, “ekonomi” gibi şeyleri düşünür. Ben mi? Ben “Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?” sorusuna takılıyorum.
Çünkü bu soru basit gibi görünse de içinde derin bir varoluş krizi barındırıyor. Bir dizi düşün: sarı taksi, mahalle sıcaklığı, herkesin birbirine bağırarak sevgi göstermesi… Ve bir anda bitiyor.
Ama kaç bölüm sürdü? İşte burası önemli.
Ben bunu araştırırken kendimi Google’da 3 farklı sekme açmış, bir yandan da “neden bunu bilmek istiyorum?” diye sorgularken buldum.
İç sesim devreye girdi:
— “Kanka bu bilgi sana ne katacak?”
Ben:
— “Ruhum doyacak.”
İzmirli bir genç olarak nostaljiyle ilişkim
İzmir’de büyüyen biriysen nostaljiyle ilişkin biraz garip oluyor. Deniz var, sokaklar rahat, insanlar “çok da kasma ya” modunda… ama beynin asla rahat değil.
Mesela ben bazen Kordon’da yürürken bile şunu düşünüyorum:
“Acaba Çiçek Taksi gerçekten o kadar bölümdü de biz mi yanlış hatırlıyoruz?”
Yanımdan geçen arkadaşım:
— “Ne düşünüyorsun yine?”
Ben:
— “Taksi sayısı mı daha fazlaydı bölüm sayısı mı?”
Arkadaşım 5 saniye susup:
— “Sen iyi değilsin.”
Ama mesele şu: Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü? sorusu sadece bir bilgi değil, bir dönem hissi. İnsan o diziyi hatırlayınca 90’ların İstanbul’u, mahalle kültürü, herkesin birbirini tanıdığı o garip sıcaklık akla geliyor.
Ben İzmir’deyim ama zihnim bazen direkt o taksinin arka koltuğuna ışınlanıyor.
Bölüm sayısını öğrenme serüvenim: küçük bir komedi felaketi
Bir gün dedim ki: “Artık bu meseleyi çözeceğim.”
Telefonu açtım. Arama çubuğuna yazdım:
“Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?”
İlk sonuç:
“Çiçek Taksi Türk televizyon tarihinin en sevilen dizilerindendir…”
Ben:
— “Tamam güzel ama kaç bölüm?”
İkinci sonuç:
“Dizide mahalle kültürü işlenmiştir…”
Ben:
— “KAÇ BÖLÜM?”
Üçüncü sonuç:
“Başrollerde…”
Ben:
— “Bak şimdi sinirleniyorum.”
O an fark ettim ki internet bile bazen “önemli bilgi”yi dramatik şekilde saklıyor. Sanki bölüm sayısı öğrenilince büyü bozulacak.
Sonra bir arkadaş grubuna yazdım:
Ben:
— “Çiçek Taksi kaç bölümdü bilen var mı?”
Arkadaş 1:
— “Abi senin hayatında niye bu var?”
Arkadaş 2:
— “400 falan mıydı?”
Arkadaş 3:
— “Ben daha çok Taxi dizisini seviyorum.”
Kimse bilmiyor. Herkes tahmin ediyor. Türkiye bilgi değil, sezgi ülkesi.
Günlük hayat ve Çiçek Taksi bağlantısı
Şimdi sana garip ama gerçek bir şey söyleyeceğim.
Hayatımda bazen taksiye bindiğimde bile “Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?” sorusu aklıma geliyor.
Geçen gün bir taksiye bindim. Şoför abi radyoda eski şarkı açmış. İçimden dedim ki:
“Bu adam kesin Çiçek Taksi evreninden gelmiş.”
Şoför abi:
— “Nereye gidiyoruz genç?”
Ben:
— “Bilmiyorum abi, biraz düşünmem lazım.”
O an fark ettim ki yetişkinlik dediğimiz şey aslında sürekli yönsüz bir taksi yolculuğu.
Arkadaş sohbeti: derinleşen saçmalık
Bir akşam arkadaşlarla sahilde oturuyoruz. Konu bir şekilde yine dizilere geldi.
Ben:
— “Ya Çiçek Taksi kaç bölümdü sizce?”
Arkadaş 1:
— “Bu soruyu neden sürekli soruyorsun?”
Ben:
— “Çünkü cevabı hayatımın bir köşesinde eksik gibi hissediyorum.”
Arkadaş 2:
— “Abi sen mezun oldun mu gerçekten?”
Ben:
— “Diploma var ama iç huzur yok.”
Herkes gülüyor ama ben ciddi ciddi düşünüyorum. Çünkü bazı bilgiler sadece bilgi değildir. Bazıları “zamanın nasıl geçtiğini” hatırlatır.
İç sesimle Çiçek Taksi tartışması
Bazen kendi içimde iki kişi gibi yaşıyorum.
Biri diyor ki:
— “Boş ver, bölüm sayısını öğrenmene gerek yok.”
Diğeri:
— “Hayır, bu bir görev.”
Ve ben arada kalıyorum.
Düşünsene, sabah işe gidiyorsun ama beynin şunu tartışıyor:
“Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?”
Bu noktada insanın hayat motivasyonu biraz sorgulanıyor ama aynı zamanda komik de.
Çünkü modern hayat böyle bir şey: ciddi konularla saçma takıntılar yan yana duruyor.
Çiçek Taksi’nin bıraktığı his
Bölüm sayısını bir kenara bırakıyorum artık (evet, bunu söylüyorum ama beynim inanmıyor).
Asıl mesele şu: o dizi bir dönem hissi bırakıyor. Mahalle, samimiyet, herkesin birbirine laf sokarak sevmesi… İzmir’de bile bazen eksikliğini hissediyorum.
Mesela Alsancak’ta yürürken bir grup insan yüksek sesle gülüyor. İçimden diyorum ki:
“Bu sahne Çiçek Taksi’ye konabilir.”
Sonra kendi kendime gülüyorum. Çünkü hayatın içinde sürekli dizi sahnesi aramak biraz delilik ama tatlı bir delilik.
Günümüz dizileriyle kıyas yapınca
Şimdi yeni diziler var, dev prodüksiyonlar, büyük hikâyeler… ama bazen eski bir taksi dizisinin verdiği hissi vermiyor.
Belki de mesele bölüm sayısı değil. Belki de mesele, o bölümlerin içinde yaşanan basit ama gerçek anlar.
Yine de itiraf edeyim: hâlâ aklımın bir köşesi “Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?” diye mırıldanıyor.
Sonuç yerine değil, bir düşünce molası
Aslında bu yazının başında sadece basit bir bilgi arıyordum gibi görünüyordu. Ama mesele hiçbir zaman sadece o olmuyor.
Bir soru bazen insanı kendi çocukluğuna, eski sokaklara, televizyonda rastgele açılan akşamlara götürebiliyor.
Ben İzmir’de kahvemi içerken bunu fark ettim: bazı soruların cevabı sayı değil, his.
Ama yine de içimdeki o meraklı taraf susmuyor:
“Çiçek Taksi dizisi kaç bölüm sürdü?”
Ve belki de güzel olan şey tam olarak bu: bazı soruların peşinden gitmek, cevabını bulsan bile bir şeylerin değişmeyeceğini bilerek.